“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Gezi Direnişi

Gezi’den Sonra Birlik

,
29 Nisan 2013

Bu yazı 3 Eylül 2014 tarihinde Yarın Haber’de yayımlanmıştır.

Solda birlikte mücadele imkanlarının nasıl yaratılacağına ilişkin bir toplantı yapıldı.

Örgütler ve tek tek insanlar çabucak netleşemiyor. Konunun üzerine düşünme ihtiyacı hissediyorlar.

Başta gelen sorunlardan biri solun pek de olumsuz bir halde olduğunu düşünmemek. “Bu nasıl gerçekleşebiliyor?” derseniz, şöyle:

Sol ilk önce seçimleri veri kabul etmediğini ilan ederek ilk sorun sinyali imkanını ortadan kaldırıyor. Sola göre seçimler zaten bir aldatmaca olduğuna göre ondan herhangi bir veri elde edilebileceğini düşünmek doğru değildir. Böylece seçime giren solun aldığı oylar en temelden bir sorun olarak reddedilmiş oluyor. Seçimler yok, sorun da yok aşaması. Tam inkar.

Seçimleri bir ölçü, bir barometre olarak kabul edebilmek asgari kabul sayılabilir. Ama bunun da şöyle bir kaçamak noktası yaratılıyor: Diyelim ki şu veyahut o parti seçimler girdi ve 0,01 gibi bir oy aldı. Diğer örgüt bunu o sol partinin aldığı başarısız oy oranı olarak görüyor. Kendisi ile o oyu alan parti arasında herhangi siyasi paralellik görmüyor. Onlara göre Almanya yeniliyor ama Osmanlı hiç yenilmiyor.

Bu iki yöntemden biriyle kendisine bir patika açanlar zaten şahsen kendi örgütlerinin gayet iyi durumda olduğunu ifade etmeye başlıyorlar. Piknik de yapmış olsalar, konser de yapmış olsalar, festival de yapmış olsalar kendilerini başarılı kabul ediyorlar. En küçük birimdeki sıradan bir eylemi göklere çıkararak idealize ediyorlar. Buna kendi etkinliğini yücelterek genel sorunu reddetme diyebiliriz.

Diyelim ki ortada piknik de, konser de, festival de, eylem de yok. O zaman o örgütün geçmişi  neredeyse asrı saadet gibi anılmaya başlanıyor. Geçmişte mutlaka çok önemli ve başkasının, başka bir zamanda kazanması asla mümkün olmayan özellikler keşfediliyor. Bunlar ulvi bir edayla anlatılıyor. O ulvi ortamda sorunlarımız da tütsünün içine karışıp gidiyor.

Eğer geçmişe yönelik bir yüceltme imkanı da yoksa o zaman geleceğe yönelik bir yüceltme sağanağı başlıyor. Gelecekte zaten mevcut organizasyon örgütlenmesi gereken her yerde örgütlenecek. Bütün muhaliflerini kazanacak. Tarihsel haklılığı da ortaya çıkacaktır. Tek yapılması gereken arkaya yaslanıp biraz beklemek olabilir. O iş tamam sen git yat.

Kendi kendisinin sol kimlik özelliklerini idealize ederek ve buradan hareketle gelecekte de çok başarılı olacağından bahsetmenin benzeri bir tavır daha var. O da kendisinin değil ama başka bir kimlik hareketinin çok iyi özellikleri olduğundan ve onun da zaten gelecekte çok başarılı olacağından yola çıkmak. Bu da herhalde “o iş tamam, ben de gidip yatıyorum” olabilir.

Sorun yoksa birliğe gerek de yok elbette ki.

Gezi Direnişi geldi geçti gereğini yapamadık.

Forumlar geldi geçti gereğini yapamadık.

Tayyip Erdoğan padişah seçildi gereğini yapamadık.

Daha ne sorun olacak bilemiyorum.

Sadece sorun olsa hadi yine geçiştirilebilir. Gezi Direnişi bize kocaman bir imkanın da olduğunu kanıtladı.

Gezi Direnişi hiçbir piknik, konser, festivalle denk tutulamaz. Bunlar aracılığıyla küllere gömülemez.

Gezi birkaç eylemle de bir tutulamaz. O gösteri ya da yürüyüş değil bir ayaklanmadır.

Ayaklanma olmamış gibi yapılamaz.

Gezi yerellik, bölgesellik ya da sadece sokak değildir.

O bu ülkenin en büyük ana caddesidir.

O bu ülkenin en büyük, en gelişmiş  şehrinin tam göbeğidir.

Ona “Haziran” bile denilemez. Çünkü o aylardan bir ay, zamanlardan bir zaman değildir.

O meydanda bu ülkenin bastırılan ve sömürülen insanları, tarihinin en büyük meydan muharebesine girişmiştir.

Gezi’nin ittifakları sosyalistlerden İslamcılara, Kürt hareketinden ulusalcılara kadar uzanır. Çok geniştir. Bizim birliklerimiz de artık onun kadar geniş olmalı. Gezi’yi çok örnek aldığımızı her yerde durmadan söylüyorsak bunu da örnek almalıyız. Beş benzemezden korkmamak gerek. Gezi korkmadı ve başardı. Gezi tartışmasız bir şekilde yeni bir ittifak ilişkileri tanımıdır. Ağızlarda sakız ya da meyveli şeker değil.

Gezi renksiz, kokusuz ve anonimdir. Hiçbir politik ya da etnik kimlik damgasını vuramamıştır. Zaten çok geniş ittifak ilişkilerini de bu anonim oluşunda kurar. O nedenle adı sadece ve sadece Gezi Direnişi’dir. Yani nerede ölümüne savaştı ise sadece oranın adını almıştır bütün asaleti ile. Bizim kuracağımız birliklerin üst başlığı bu kadar sade olmalı.

Aslına bakarsanız bundan sonra kuracağımız birlikler de Gezi gibi hedefine odaklanmalı. Sathı müdafaa değil hattı müdafaa yapmalı. Bunun bir sakıncası yok. Birlikler doğaldır ki belli bir ince hatta anlaşabilir ancak. Ülke çapında siyasi mücadele verebilmek için hat dar, ittifaklar geniş olmalı.

SON GÖNDERİ