“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Gezi Direnişi

Hoş Geldin Düşünmek

,
14 Mayıs 2013

Bu yazı 14 Ağustos 2013 tarihinde Yarın Haber’de yayımlanmıştır.

Halkın Anadolu yakasından yola çıkıp Boğaziçi Köprüsü’nü geçmesi, Gezi Direnişi’ni en iyi anlatan görüntülerden biriydi.

Toplum orada sorunun kaynağına doğru yürüdü.

Kadıköylü, Üsküdarlı, Göztepeli hep birlikte toplanıp sadece ve sadece Taksim’e doğru yürüdüler.

Bir tarihsel aşama için İstanbul’un neresinden olduklarını unuttular. Taksim’e odaklandılar. Herkes kendi evinin önünü süpürmekle uğraşmadı. Sorunun kaynağını süpürmek için evlerinin önünden uzaklaştılar bilakis.

Evlerimizin önünde kalakalmak her seferinde yenilmemize neden oluyordu çünkü.

15-16 Haziran büyük işçi direnişinde, şehrin merkezine doğru yürüyen halkın gücünü kırmak için Haliç’teki Galata Köprüsü’nü ve Unkapanı Köprüsü’nü sökmüştü devlet.

Ama bu kez kimsenin yapacak bir şeyi yoktu.

Halk koca boğazı geçiyordu köprüden ve devlet köprüyü sökemezdi.

Bu köprü, sökülemez bir köprüydü çünkü.

Bu köprü önceki köprülerden kat be kat büyük bir köprüydü.

Halk bu kez öyle şaka değil Asya ve Avrupa’yı birleştiren köprüye yürüdü. Asya, Avrupa’yı kurtarmak için yürüdü.

Halk çok büyük yürüdü ve çok büyük bir köprüden yürüdü.

İnsanlar bu kez kendi bulundukları yerelde yerlerinde saymadılar.

Herkes bütün barutunu arkaya topladı ve bir mermi gibi saplandı Taksim’e.

Her yerin Taksim ve her yerin direniş olabilmesi için önce tek yer Taksim ve tek yerde direniş oldu.

Herkes Taksim’in açtığı yoldan yürüdü.

*

Birkaç ağaca ideolojik denilemezdi.

Birkaç ağaca politik denilemezdi. Maksatlı denilemezdi. Marjinal denilemezdi. Terörist denilemezdi. Darbeci denilemezdi.

Bir ağaca hiçbir suç yüklenemezdi.

AKP’nin sökmeye çalıştığı çınar ağaçları değil bir kötülüğü ve kiri, kendi kabuğunu bile üzerinde tutmazdı. O çınarlar kendi kabuğunu biraz kuruyunca, biraz büzüşünce hemen üzerinden atardı. Çınarların gelişen güzel vücudunda en ufak bir pürüz bulamazdınız.

O nedenle AKP ne yapıp ettiyse de o güzelim çınar ağaçlarını lekeleyemedi.

O çınar ağaçlarının lekesizliği ve leke tutmazlığı AKP’nin psikolojik harp tekniklerini parça parça etti.

AKP o çınar ağaçlarının gövdesinden ölmüş bir kabuk gibi döküldü.

Çınar ağaçlarının gövdesi hiçbir lekeyi üzerinde taşımayıp tertemiz olmakla kalmadı. Hiçbir kimliğin damgasını üzerinde tutmadı ve hatta hareketin bütün kimliklerini içine çekip yuttu. Hepimizi yutarak eşitledi.

Hepimizi yutarak görülmemiş derecede güçlendi.

Sabit bütün referanslarımızı yutarak biz dallarında yapraklarında hareketlendirdi.

Ağaçlarımızın isimsizliği, ıssızlığı, sessizliği iyiydi.

Hepimizi o muhteşem gölgesinde düşüncelere dalmaya sevk etti.

Geçmişten gelen kimliklerimizden çıkardı, düşüncelerin dünyasına geri getirdi.

Yıllardan sonra, yollardan sonra yeniden insanlık ve düşünmek ilk kez yan yanaydı.

Bu insanlığın çok eski bir özelliğiydi.

Ama şu an için yeniydi, görülmedik olandı.

Unutulmuş olandı.

Geçmişe ve değişmeyen özelliklerimize referans yaparak kendimizi çok yalancı güvende hissetmelerden sonra, düşüncelere dalmanın ürperticiliği.

Tehlikeli ama güzel.

Geçmişi ve bütün sabit olanları bırakıp geleceğe ve değişmeye yürümek için işimize yarayacak olan asıl şey.

Düşünmek yani.

SON GÖNDERİ