“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Gezi Direnişi

Sandıkta da Sokakta da Demokrasi

,
17 Mayıs 2013

Bu yazı 31 Temmuz 2013 tarihinde Yarın Haber’de yayımlanmıştır.

Gurur iyidir, kibir kötüdür derler. Doğrudur.
Bir de kendin ile değil, birbiriyle gururlanmak vardır hayatta. İşte Gezi direnişi bir de bunu kazandırdı bize.

Kaybettiğimiz kardeşlerimiz Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım ve Ali İsmail Korkmaz’ın o onurlu aileleri var ya,

Onlar birbirlerinin ve bütün direnişçilerin yanında anıt gibi durarak, kol kola hesap sordular ya başkentte,

İnsanlık onurunu ayağa kaldırdılar. Biz onlarla gurur duyuyoruz, onlar da bizimle gurur duyuyor.

Ankara’nın “Cumartesi Anneleri” oldular.  Artık “Gezi Aileleri” var mücadele hayatımızda. Berfo Ana gibi, yerden göklere kadar haklılar.

Evlatları, polis şiddeti ile öldürüldü.

Türkiye’de halk ayaklanmasına açık bir “devlet terörü” ile saldırılırken, hedefte kentlerin meydanları vardı. Meydanı boşaltmak için “esnaf rahatsız” deniliyordu.

Adeviye Meydanı’nı boşaltmak için Mısır İçişleri Bakanı da aynı sözleri kullanmış biliyor musunuz?

Meydan boşaltılırken Mısır halkına, çok yakından tanıdığımız gaz fişekleriyle, plastik mermilerle saldırıldı. Bununla kalmadı, halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıldı, tıpkı Medeni kardeşimiz gibi hayatını kaybetti Mısırlı iki yüz kardeşimiz.

Herkes bir “darbe” neye benzermiş, neden tereddütsüz “Darbeye hayır” denmeliymiş, gördü.

Mısır’da ölenler ile, Türkiye’de Gezi direnişinde ölenler kardeştir.

*

Şimdi ortada şöyle bir problem var:

Mısır’da gerçek bir darbe ortamı var ve bundan en çok Mısır’ın emekçi halkı zarar görüyor. Orada halk dirensin, demokrasi kazansın istiyoruz.

Ve demokrasiyi, burada da istiyoruz.

Türkiye’de seçilmiş bir hükümet var. Darbe tehditlerini savuşturmuş olan AKP şimdi bir yandan kendi EMASYA protokollerini yaratmaya çalışıyor. Öte yandan elindeki polis ordusuyla aynen Mısır’da olduğu gibi halka saldırıyor.

Şüphesiz arada farklar var. Ve korkarım bu farkların bazıları da Türkiye demokrasisi lehine değil: Mısır’da halk bir ay boyunca bir meydanda toplanabilmişti mesela. Biz de ise Gezi Parkı ve Taksim Meydanı’nda toplanmak hala yasak. Biz demokrasiye çok önem veriyoruz, sandık çok önemli ama anayasal hakkımız olan meydanlar, yürüyüşler yasak.

Bir diğer fark, Mısır’da henüz gelişmekte olan ve ne yazık ki silahla boğulmaya çalışılan parlamenter sistemin bu halinde bile bir İçişleri Bakanı var. Yetkisini kullanabiliyor, karar alabiliyor. Biz de bu da yok, bütün bakanlar, valiler, belediye başkanlarının hepsinin yerine karar alan sadece bir başbakan var.

Bu yüzden Türkiye halkı da demokrasi istiyor.

Kardeş olan bu halklar, kendilerine ya darbeci ya da muhafazakâr bir siyaset dayatılmasına rıza göstermiyor. Bunun için ayaklanıyor. Dünya yüzünde bu iki akımdan başka bir siyaset olduğunu, bu sıkışmaya mahkûm olmadığını biliyor.  Şimdi Mısır’da da zayıf da olsa bir üçüncü meydan açmaya çalışarak da yapıyor bunu.

Biz de Türkiye’de demokrasiyi sandıkta da istiyoruz, sokakta da.

Sandık için de meydan boş kalmamalıdır;  forumlardan yükselen gücümüzü önemsemeli,  önümüzdeki yerel seçimler için elimizden geleni yapmalıyız. 

“Gezi Aileleri”nin ve şehitlerimizin başı öne düşmesin diye,

AKP’yi geriletmek ve demokrasiyi kendi ellerimizle kazanmak için.

SON GÖNDERİ