“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Gezi Direnişi

“Ne Yapmalı?” Sorusuna Geldik

,
18 Mayıs 2013

Bu yazı 24 Temmuz 2013 tarihinde Yarın Haber’de yayımlanmıştır.

Forumlar, Gezi hareketinin söz söyleme, tartışma ve karar alma yeri. Bu güzel.

Forumların bütün bunları yapabilme hakkını elde tutabiliyoruz. Sorun artık bu olmaktan çıktı.

Şimdi söz söyleme hakkı üzerine değil, ne söyleyeceğimiz üzerine kafa yorma safhasına geldik. Zor olanda bu.

Neden zor?

Çünkü hareket, zaten kendiliğinden bir hareket. Şimdi bu kendiliğinden bir hareket devam etsin isteniyor fakat bunu bilinçli ve düzenli olarak devam ettirebilmek çok zor iş.

Hiç kimsenin doğal olarak cebinde hazır bir reçete yok. Sol, hareketin ne yapması gerektiği konusuna odaklanamıyor ve çok çetrefil sorunlarla karşı karşıya.

Ayrıca sol ilginç bir şekilde hareketi yeterince önemsemiyor. Forumlarda gözlemlenebildiği kadarıyla ilkokul çocuklarına bilgi verme derekesinde pedagojik bir ilişki kuruyor. Çok didaktik kalıyor. Kendini sendikada eğitim verir gibi, parti teşkilatlarına seslenir gibi sunuyor.

Sola göre ilgilendiği alan ya sendika, ya parti, ya dernek, ya da mahalle çalışması gibi olmalı.

Önüne Gezi hareketi gibi bir leylek çıkarsa onun gagasını ve ayaklarını keserek kuşa çevirmeye çalışıyor.

Sol, hareketi bildiği bir şeye benzetmeye çalışıyor ama bu hareket bildiklerinden farklı. Aslına bakarsanız kitaplardan bildiği sovyetlere benziyor ama bu konuda Direniş Komiteleri dışında deneyimi yok.

*

Neyse de ki hareketi çok anladık, çok kavradık ne yapacağız?

En başta, hareket aklına gelen anlamlı her eylemi yapmalı. Yaptığı eylemler onun el yordamıyla gideceği yolu bulmaya çalışması olmalı. Çünkü şu anki yaz ve ramazan ayı durgunluğu dikkate alabileceği verileri azaltıyor.

Hareket AKP’nin antidemokratik ve neoliberal politikalarına karşı olma pozisyonunu sürdürmelidir. Sadece özgürlüklerden yana ve kapitalizme karşı olmak çok genel ve soyut kalır. O nedenle hem hattı müdafaa hem de sathı müdafaa yapmak gerekir. O satıh bütün kapitalizm karşıtlığıdır ama somut hattı müdafaamız ise AKP’ye karşı mücadeledir. Yöntemsel yaklaşımımız bu olabilir.

Şu anda çok net bir şekilde gündeme gelmemiş olsa da önümüzdeki zamanlarda tartışmamız gereken konu, yerel seçimlerdir. Eğer yerel seçimlerde AKP yeniden seçilmemeli ve bu mücadelemizin bir işareti olacaktır diyorsak, durumu ele almalıyız. O zaman da adayın kim olacağı tartışmasına geliriz. CHP aday göstermez ise bir ortak aday çıkabilir. Aday konusunda ilerleyebilmek, CHP’nin tutumuna bağlı olarak ortaya çıkacaktır.

Hareketin bir mücadele alanı da şehit verdiği insanların davalarını sonuna kadar takip etmek olacaktır. Tutuklanan ya da daha sonraları hüküm giyecek olan direnişçilerine sahip çıkmak da bu alanın içindedir.

*

Diyelim ki çok geriledik.

Olsun. 1905’de yapamadıysak 1917’de yaparız.

Ümitsizliğe kapılmaya elbette ki gerek yok.


İnsanlar onlarca yıl sonra aslına bakarsanız sanılanın aksine, duyguların değil aklın yükseltildiği bir hareket ortaya koydular.

Yükseltilen şey kan, gen, toprak değil insan aklıydı.

Geçmişte nasıl yaşamış olduğu değil gelecekte nasıl yaşamak istediğiydi.

İnsanlar geleceği üzerine başını ellerinin arasına alarak düşündü ve bazı kararlar verdi.

Şunları kabul edebilirim ama şunları kabul edemem dedi.

Tek referansı, düşünmesiydi bu sefer.

Referans sadece düşünmek olunca çok fazla insan kendisine yer bulabildi bu hareketin içinde.

Çünkü düşünüyor olmak kimseyi dışlamıyor, bilakis herkesi kucaklıyordu.

SON GÖNDERİ