“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Gezi Direnişi

Bütün İnisiyatif Forumlara

,
20 Mayıs 2013

Bu yazı 16 Temmuz 2013 tarihinde Yarın Haber’de yayımlanmıştır.

Eskiden Sovyetler Birliği’ndeki bazı ressamların işçileri kocaman elli, kocaman vücutlu, kaslı fakat küçük kafalı çizmeleri büyük bir eleştiri konusu olmuştu. Bu ressamların resimlerinde işçilerin çalışması, yıkıcı bir güce sahip olmaları yüceltiliyor ama düşünsel yeteneklerinin gelişmesi önemsenmiyordu.

İşçiler üretim yapsın, iyiydi.

İşçiler çara karşı ayaklansın, iyiydi.

İşçiler sosyalist anavatanı savunurken canını feda etsin, bu da iyiydi.

Ama işçilerin “Peki biz bundan sonra ne yapacağız?” diye o güzel kafalarını yormaya gerek yoktu. Neler yapılması gerektiğini bürokrasi düşünürdü.

İşte o nedenle resimlerde işçilerin kafaları küçük çizilebiliyordu.

Kafa küçük olsa da sorun teşkil etmez gibi geliyordu herkese.

Zaten kullanılmayan organlar küçülmez miydi?

*

Geldik bugüne.

Gezi direnişi patlayıverdi.

Eller işledi bayrak taşındı, pankart taşındı, yumruklar sıkıldı.

Ayaklar işledi yollar yüründü, gaz bombasına tekme atıldı, barikatlar kuruldu.

Eylem yapıldı, ayaklanma yapıldı, protesto yapıldı.

Herkesin gövdesi coplara, mermilere, kapsüllere hedef oldu.

Ama hala kafalar tam anlamıyla işlemedi. Kafa kafaya verilemedi.

Bu büyük hareketin eksikliği budur. Hareket büyük olmasına büyüktür ama geçmişte olduğu gibi hareketin kafası hala küçüktür. Bundan sonra hareketin küçülmesinin en büyük nedeni de kafasının küçüklüğü olacaktır.

Hareketin kafası gövdesiyle orantılı bir hale gelmelidir.

*

Bu nasıl olabilir?

Bu direnişin mevcut koşullarında ancak forumlar aracılığıyla olabilir.

Forumlara herkes gelir düşüncelerini söyler ve bunun bir ağırlıklı ortalaması olarak kararlar alırız. Sürecin daha başlangıcı aşamalarında forumlara katılan insanların inisiyatiflerini temsil ettirmeleri mümkün değildir. İnsanlar için Gezi direnişi düzeyinde bir hareket henüz yenidir. İnsanlar birbirlerini ve dikkate alınabilecek politik eğilimleri yavaş yavaş tanımaktadırlar. O nedenle al gülüm ver gülüm şeklinde bir inisiyatif devri olmaz. Gerekli de değildir.

İnsanların vekil tayin edip yetki devretmesi gerekmez. Çünkü eğer beş yüz kişilik toplantı yapılıyorsa, bin beş yüz kişiyle o da yetmiyorsa iki bin beş yüz kişiyle toplantı yapılabilir. Herkes birbirini yüz yüze görür, bütün tartışmalara birebir tanık olur ve hiçbir aracı olmadan konuşabilir.

Bundan ala demokrasi mi olur.

İki bin beş yüz kişilik toplantı yaptık ve kararlar aldık desek anne annemizle dedemiz bile yerinden hoplar. Sadece o toplantının kendisi bile hareketi hareketlendirir.

Yapmamız gereken sadece ve sadece insanları belli bir süreyle merkezi büyük forumlarda bir araya toplamaktır. Ak koyun kara koyun o forumlarda belli olacaktır.

*

Peki Türkiye solunun neden bu forumlara ve merkezi forumlara pek hevesi yoktur?

Çünkü hazırlıklı değildir.

O forumlarda ne diyeceği belli değildir. Türkiye solunun kendi örgütlerinin bir merkezi yapısı yoktur neredeyse doğru dürüst. Bu pozisyondan çıkıp Gezi Hareketi’ne merkezilik önerecek bir hali de olamamaktadır.

Solun siyaset yaparak bir ilerleme yaklaşımı yetersizdir. Sol siyaset yapmak yerine pedagoji yapar. Sosyal ilişki kurarak yürümeye çalışır. Sosyal ilişki esnasında da sol kimlikçilik yapar.

Forumlarda ise sosyal ilişkiler geçersizdir. Önemli olan fikirlerdir, siyasal önerilerdir.

Sol forumların forumlar olarak siyaset yapmasına alışık değildir.

Rusya’da Sovyetler’in ne de güzel siyaset yapmış olduğunu bir masal gibi dinler ama bunu forumlar için öngöremez.

Nasıl Türkiye’deki sol örgütlerin çok üstünde bir hareket ortaya çıktıysa, o hareketin o kadar üstte bir karar organı da ortaya çıkacaktır.

O karar organı da şimdilik merkezi büyük forumlardır.

Bütün inisiyatif forumlara.

SON GÖNDERİ