“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Gezi Direnişi

Çare Demokrasi

,
22 Mayıs 2013

Bu yazı 3 Temmuz 2013 tarihinde Yarın Haber’de yayımlanmıştır.

İKNA ŞART KOŞULMAZ

Siyasal bir tartışma sadece farklı düşünen tarafı ikna etmek üzere yapılmaz. Tartışma sonunda farklı düşünen her bir tarafın farklı düşünmeye devam etme hakkı vardır. Mutlaka ikna etmek ya da tam bir ortaklaşma yaratmak üzere ısrarcı olmaya kalkışılması demokratik değildir.

SADECE ANLATMAK ANLAŞMAYA YETMEYEBİLİR

Toplumsal-siyasal tartışmalar sadece karşılıklı fikir açıklamalar veyahut bilgi vermeler üzerinden sonuca ulaşmayabilir. Her sorun bilişsel ya da pedagojik yoldan çözülemeyebilir. Büyük ve önemli tartışmaların bir sonuca ulaşabilmesi birçok kez bazı tarihsel dönemeçlerin aşılmasını gerektirir. O tarihsel dönemeç, o an bütün toplum tarafından açıkça görülmeden bir kanaat oluşmaz. Bu hayatın normal seyridir.

DENGEYİ KATKI VERME DÜZEYİ YARATIR

Bir siyasal birlik bütün tarafların gücünü, emeğini ve katkısını bir hedef doğrultusunda ortaya koymasıyla oluşur. Siyasal tartışmanın ancak bununla birlikte bir anlamı vardır ve bunun sayesinde bir denge ortaya çıkar. Diğer bütün konumlar ikincildir. İnsanın emek vermesinin bütün değeri yaratan süreç olduğunu saptayanlar, bir siyasal hedef için emek sarf edenlerin kıymetini bilirler.

EMEK SARF EDEN SÖZ DE SARF EDER

Bir siyasal hedefe doğru giderken, o siyasal süreç içerisinde emek veren herkesin tartışma yürütme, ağırlığını koyma hakkı doğar. O nedenle tartışma yapılırken emek vermiş ama fikirleri birbirine uzak çizgiler bir araya gelir. “Ben bu kişiyle mi tartışacağım” denilemez. Emek vermiş olan herkes, gelir tartışır. Emeğini kabul etmiş olduğunuz herkesin tartışma hakkını da otomatikman kabul etmiş olursunuz.

AKP’NİN ANTİDEMOKRATİK VE NEO-LİBERAL POLİTİKALARINA KARŞI KOYMAK

Hiçbir aklı başında insan AKP’nin antidemokratik ve neoliberal uygulamalarına karşı mücadele ederken yanı, önü ve arkası boş kalsın istemez. Bu nedenle böyle bir karşı koyma mücadelesi içinde emek verme niyetinde olan herkes yer alabilir. Karşı koyma mücadelesinin siyaseti budur. Karşı koyma mücadelesi içinde bulunan herkesle anlaşamayabilirsiniz. O nedenle sadece bir karşı koyma zemininde bir araya gelmişsinizdir. Zira tamamen anlaşıyor olsaydınız örneğin aynı parti çatısı altında olurdunuz. “Tayyip saysana kaç kişiyiz baksana” sloganı kişilerin niteliği üzerine bir şart ileri sürmez. Sürmemelidir. Tayyip’in sayacağı kişilerin Taksim’deki TOMA’nın karşısında duruyor olması yeterlidir.

ANSİKLOPEDİ GİBİ OLMAZ

Karşı koymanın meclisinde konuşuyorsak her konuyu bir ansiklopedi gibi ele almanın imkanı yoktur. Taksim Gezisi’nde insanlar ağaçlar kökünden sökülmek istenirken yaşam alanlarını savundular ve bu onları yaşam tarzlarını savunmaya kadar götürdü. Taksim’im meselesi şu an itibariyle budur. Konuşulacak konu esas olarak AKP’nin antidemokratik ve neoliberal politikalarıdır. Bunun dışındaki konuların ön plana çıkması, karşı duruşun birlik gücünü azaltma tehlikesini yaratır. Önemli olan bir elmas kadar kıymetli birleşme noktalarını tespit etmektir.

HALK MECLİSİMİZ PARLAMENTO KADAR DEMOKRATİK OLABİLMELİ

Eğer demokrasi talebiyle AKP’ye karşı mücadele ediliyorsa kimse Gezi direnişinin içinde BDP’liler yer almasın diyemez. Eğer BDP’li arkadaşlarımız ağaçların sökülmesine, yaşam tarzımıza müdahale edilmesine, AKP’nin antidemokratik ve neoliberal politikalarına karşı çıkıyorsa her zeminde bulunma hakkına doğal olarak sahiptir. BDP’liler parlamentoda, MHP’lilerle bile aynı çatı altında bulunabiliyorken, Gezi direnişinin meclisinde BDP’lilerin görüşlerini dinlemekten kaçınmak mümkün olamaz. Bu halk meclisi, beğenmediğimiz parlamento kadar demokratik değil midir?

HER KESİMİN SON HEDEFİ DEĞİL, GÜNCEL ORTAK HEDEF

Kürtler bir BDP’li olarak konuşmasın denilemez. Kürtler kendi sorunlarını dile getirerek elbette ki konuşabilirler. Ülke bir bütünse, sorunlar da bir bütündür. BDP’nin mevcut direnişin hedefi Kürt sorununun çözümü olsun gibi bir talebi yoktur. Sosyalistlerin sosyalizm, sosyal-demokratların CHP’nin iktidarı, anarşistlerin devletin yıkılması gibi bir güncel talebi olmadığı gibi. Zincirin bütün halkaları aşındırılamaz. Mümkün olan zinciri en zayıf halkasından koparmaya çalışmaktır. O nedenle hep aynı halkaya, güncel ortak hedefe, yani AKP’nin antidemokratik ve neoliberal politikalarına vurmalıyız.

HİÇBİR REFERANS KÜRTLERİ YOK SAYMAZ

Kürtler vardır. Eğer Deniz Gezmiş’i bir kahraman olarak görüyorsak son sözleri “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” olmuştur. Eğer Lenin’i rehber kabul ediyorsak kendisi devrimden sonra yeni uluslaşmakta olan Başkırtlarla görüşme yapmaktan geri durmadı. Her ulusun bir sovyet, bir sosyalist bir cumhuriyet kurabilmesini sağladı. Eğer Mustafa Kemal’i büyük bir önder olarak görüyorsak, Mustafa Kemal TBMM’yi kurarken orada Kürtlerin de olduğunun bilincindeydi. BDP’nin görüşlerine katılmayanlar isterlerse onlara bir haklılık payı bırakabilirler, istemezlerse bunu da yapmazlar. Fakat “BDP’liler, Gezi Direnişi’nin meclisinde söz hakkına sahip olamazlar” denilemez.

Bütün bu yaklaşım tarzlarını dikkate almak daha şık bir demokrasi görünümü ya da nezaket için değildir. Başka çaremiz yoktur. “Çare Drogba” değil demokratik işleyiştir.

SON GÖNDERİ