“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Gezi Direnişi

Ağaç ve Plebisit

,
25 Mayıs 2013

Bu yazı 21 Haziran 2013 tarihinde Yarın Haber’de yayımlanmıştır.

31 Mayıs gecesi halk ayaklanıp, sokaklar özgürlüğüne yürüyen bir deve dönüştüğünde,

İşte o an, tarihin yaşadığımız o anı, koptu ve geleceğe doğru yerinden fırladı.

Sonra yerinden fırlayan o ışık huzmesi, geldi, geldi, geldi, olayın tam merkezinde bir anıt gibi durdu. Duran adam oldu.

Kolektif ve anonim cesaretimiz, duran adamla bir ışıklı suya dönüştü. Akıyoruz şimdi gürül gürül.

*

Aradan geçen günlerde ise, her şey hem çok hızlı ve çok yavaştı. Ağacını korumak istediğimiz Gezi Parkı’na girdiğimiz 1 Haziran’da,  “beyaz ilaç”lı, gazlı, sirkeli, yaralı yüzlerimizin, birbirine kavuştuğu ilk anlarda; gaz, barut, ateş kokuları içinde, bir ağaçlara, bir birbirimizin yaralarına baktığımız ama çocuklar kadar şen olduğumuzda, bütün arkadaşlarımız geliyordu artık. Sayılamaz kadar çok oluyorduk. Deniz gibiydik.

Herkes geldi.

Ama Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük gelmedi.

Duran adamla gerçekten “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” olduk, gelemeyen arkadaşlarımızı bekliyoruz. Gözleri göremeyen arkadaşlarımızı bekliyoruz, meydanları onlara anlatmak için. Hiçbirini, hiçbir zaman unutmuyoruz.

*

Volkan olduk, akarsu olduk, orman olduk, deniz olduk. Ağaçlar ile kavuştuk.

Şimdi ağaçlarımıza temiz hava lazım, gökyüzü lazım yani gelecek lazım.

Gezi direnişi elbette ki “birkaç ağaç meselesidir” aynı zamanda. O ağaçları kestirmemek için elimizden ne geliyorsa yapmamız, yani önümüzde bizi bekleyen süreçlere hazırlanmamız lazım.

AKP, olumsuz anlamda hiç de “eski”yi temsil etmiyor. Eski zulüm metotlarına her zaman yeni siyaset ekliyor. Son numarası dönemin gençlerinin de meraklı olduğu komplo teorilerine tutunmak biliyorsunuz. Türkiye ve Brezilya’nın kurban seçildiği bu mükemmel komplo planında nasıl oluyorsa Türkiye’de yine sosyalistler tutuklanıyor. Brezilya’da ise zamlar geri alınıyor. Komplocular bu bölümü iyi çalışamamış galiba.

Arkadaşlarımız ölüyor, gözünü kaybediyor, tutuklanıyor ve hala utanmadan kendilerine yönelik komplo anlatıyorlar ya, pes doğrusu. Dünya nasıl dönüyor anlamak isterlerse Marks’ın “Kapital”ini ve Lenin’in “Emperyalizm”ini okusunlar.

Bir de bu komplocuların en birinci ajanlarının Beyoğlu Belediyesi’nde çalışan zabıtalardan oluşması ilginç. Mesele “üç beş zabıta” mıymış? Yoksa halkın üzerine gaz boşaltan, evlatlarını öldüren bakan, vali, polis de bu komplonun kurbanları mıymış ki?

Neyse sonuçta komplo fikri ne kadar inandırıcılıktan yoksun olsa da, bizim de en az AKP kadar ve hatta kazanmak için ondan daha fazla ve daha hızlı politik olmamız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

Yalnızca kanaat özgürlüğü ile olmaz, siyasi fikrimizin ne olabileceği üzerine forumlarda konuşmalı, duran adamla hareketin sürekliliğini sağlamalıyız.

Halk ağır hareket eden bir bilge gibidir, her zaman ayaklanmaz. Burada yaptı; ağaç için, gadre uğrayan gençler için, içinde biriken bütün söylemek istedikleri için ayağa kalktı. Bize imkân ve umut hediye etti.

Ve bize evlatlarını verdi halkımız. Biz de Ethem kardeşimizin annesinin acılı ve olgun sesi gibi olmalıyız. Acımız içimizde fikirlerimizi olgunlaştırmalıyız ki, halkımızın “başı öne eğilmesin”.

Bunu da önce her şeyi bir torbaya koyup eşitlemeden, kendimize bir hat çizerek, AKP’nin karşısına ondan daha siyasi ve daha örgütlü çıkarak yapabiliriz ancak.  AKP biz birey olalım ama kendisi hep en büyük örgüt olmaya devam etsin istiyor. Tam da bunu kırmalıyız. Ve bu sefer büyük bir imkânımız var; ağacı korumakta birleşen en geniş ittifakımızı korur isek, buraya AKP’nin %50’sinden dahi kazanacağımız bir toplum var. Bu büyük toplumsallığı yarattığımızda önümüzde ne plesibit durabilir, ne yerel seçimler.

Biz elbette kazandık; Gezi Parkımız son yıllarda görmediği ilgiyi görüyor şu anda devletten (bu arada “uluslararası komplonun” bu bölümü fena değilmiş). Belediye Başkanı “halka sormadan bir durağın bile yerini değiştirmeyeceğiz” diyor. Tiran başbakan korkuyor artık kaybetmekten ve daha birçok sayılamayacak kadar zaferimiz var.

Ama Gezi Parkı’nın varlığı ne olacak sorusu ortada duruyor ve biz de buradan başlayıp, gerçekçi biçimde bizi bekleyen plesibit sürecine hazırlığı konuşmak ve çok çalışmak zorundayız.

Yolumuz açık olsun.

SON GÖNDERİ