“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Seçimler

Seçimler Sonrası, Sol ve Yeni Olanaklar

,
15 Ağustos 2015

7 Haziran 2015 genel seçimleri Türkiye’deki “siyasal toplumsal” gelişmelerin Ortadoğu’yu, Ortadoğu’daki “siyasal askeri” gelişmelerin ise Türkiye’yi doğrudan etkilediği/etkileyeceği koşullar içerisinde gerçekleşti.

    
Esas olarak, Erdoğan’ın diktatörlük yönelimlerine karşı ve (ülke içinde ve dışındaki gelişmeler ışığında) Kürt meselesinin tayin ediciliğinde yaşanan seçimlerin sonucunda HDP’nin barajı geçmesi ile (neredeyse kıyamete kadar süreceği iddia edilen) AKP iktidarının “siyasal bir dönemi” kapanırken, Erdoğan’ın başkanlık hayalleri de suya düşmüş oldu.


Şimdi Gezi direnişi ile sokakta başlayıp, Haziran seçimleri ile sandıkta devam eden Erdoğan/AKP’nin geriletilmesi süreci tekrar (parlamento ayağıyla da desteklenen biçimde) artık sokakta devam edecek.*


Türkiye ve bölgede açık ki yeni bir dönem böylece açılmış oldu. Bundan böyle bütün siyasal toplumsal güçler 7 Haziran seçimleri öncesi oluşan hesap, denge ve yönelimlerini, ortaya çıkan bu yeni duruma uygun “yeni siyasetler” ile gözden geçirmek ya da en azından güncellemek zorunda kalacaklar.


Ancak emekçiler, ezilenler, yoksullar ve yoksunlar için bir “zafer takı” kurmak için de bir hayli erken.


Zira Erdoğan/AKP iktidarının seçim sonuçlarını kabullenmiş olması, yenilgiyi kabul ederek siyasal ve toplumsal mecralardan tümüyle çekildiği/ çekileceği anlamına gelmiyor.

Aksine inşa edilmeye çalışılan “yeni sermaye rejiminin” ihtiyaçlarına uygun olarak yeni senaryolar, yeni koalisyon hükümetleri üzerinde duruluyor. Bu süreç öyle görünüyor ki, ya AKP MHP koalisyonu ile yeni bir “Milliyetçi İslamcı Cephe” ile ya da AKP CHP biçimindeki bir “yeniden düzenleme koalisyonu” ile sonuçlanacak. **


Ancak açık olan bir şey var: Hangi koalisyon ihtimali gerçekleşirse gerçekleşsin emekçiler ve ezilenler açısından mücadele görevleri sona ermeyecek aksine ortaya çıkacak tabloya bağlı olarak farklılıklar gösterecektir. Kulislerde artık sıkça dile getirilen AKP – MHP koalisyonu ihtimalinin gerçekleşmesi durumunda Türkiye ve bölgeyi daha gerilimli bir dönemin ekleyeceğini söyleyebiliriz. Böylesi bir koalisyonun toplumsal tabanı da göz önüne alındığında ülke içerisinde başta Kürt meselesi olmak üzere bir çok sorunun baskıcı yöntemler ile ele alınacağını, rejimin baskıcı karakterini artıracağını, bölgede ise bir savaş olasılığının daha da güçleneceğini söylemek kehanet olmayacaktır.

Öte yandan diğer seçenek açısından da, olası bir AKP CHP koalisyonunda “yeni sermaye rejiminin” inşa sürecinin esas olarak AKP’nin temel yönelimlerinde (bazı tavizler eşliğinde) devam edeceğini söylemek mümkün.

Kaldı ki AKP’nin koalisyonda bulunsa bile 13 yıllık süre zarfında (12 Eylül artığı yapıları da kapsayarak) inşa etmeye çalıştığı “yeni devlet yapılanması” ve “kadrolaşması”, toplumsal tabanı ile bu toplumsal tabanın çeşitli düzeylerdeki örgütlenmeleri ciddi manada varlıklarını devam ettirdiği gözönüne alınırsa, hükümeti “paylaşması” gücünün tam olarak ortadan kalktığı manasına gelmeyecektir.


Evet AKP şimdilik sadece sandıkta geriletilmiş ancak henüz siyasal ve toplumsal olarak tam olarak yenilgiye uğratılamamıştır.

Bu görev hala emekçilerin, ezilenlerin önünde durmaktadır.


Bu yüzden bugün öncelikli olarak sandıkta geriletilen AKP’nin ülkeyi yeni felaketlere sürükleyebilecek, emekçiler ve ezilenler için yıkım anlamına gelecek “hükümet senaryolarının” boşa çıkartılması, olası savaş hükümetlerine karşı etkin bir mücadele yürütülmesi gereklidir. Bugüne kadar AKP eliyle sürdürülen (emekçiler ve ezilenler için hala bir yıkım manasına gelen) “yeni bir sermaye rejimi” inşa sürecinin salt seçim sonuçlarına bağlı olarak kendiliğinden sona ermeyeceği aksine eğer etkili bir mücadele ile karşı konulamaz ise kendisini yeniden inşa etmeye devam edeceği açık.


Bu açıdan önümüzdeki dönem parlamento ve özellikle de sokak muhalefetine çok iş düşecektir.

Tam da bu noktada bazı hususların altını bir kez daha çizmekte yarar var:

Bugün sosyalist solda HDP’ye ilişkin iki ana tutum alıştan söz etmek mümkün: Birincisi HDP’den (dolayısı ile Kürt meselesinden) uzak durmak. Diğeri ise HDP’nin siyaset düzlemi ve yönelimleri içerisinde hareket etmek.

Belli ki HDP’nin seçim başarısı önümüzdeki dönemde bu her iki eğilimi de güçlendirecek bir durum yaratacaktır.

Oysa ki, bugün emekçiler ve ezilenler açısından HDP’nin başarısı toplumsal muhalefet güçleri açısından çok önemli bir mevzi olarak görülmelidir. Ancak HDP’den tek başına, sosyalist hareketin, devrimci hareketin bütün sorunlarının çözümünü beklemek de doğru olmayacaktır.

HDP’nin elde ettiği başarı, Türkiye’de emek eksenli devrimci bir siyasal düzlemin kurulması sürecine önemli katkılar sağlayacak ancak bir bütün olarak bu ihtiyacı ortadan kaldırmayacaktır..

Dolayısı ile “bağımsız devrimci sosyalist bir siyasal çizginin” ısrarla geliştirilmeye çalışılmasının temel alınmasının gerekliliği hala ortada.

Ancak, bugün gerek Ortadoğu’daki gerekse de ülkemizdeki gelişmeler Kürt hareketi ile “bakışımlı”, “ortak siyasal gündem oluşturmaya” yönelik bir siyasetin geliştirilmesinin üzerinden atlanamayacağına işaret ediyor. Yeni sermaye rejiminin aç gözlü bölge siyasetleri Türkiye’yi artık “misak-ı milli sınırları”nı aşan bölgesel felakete doğru sürüklerken, sosyalist solun eski siyaset parametreleri ile var olan gelişmelere yanıt verebilmelerinin olanakları ortadan kaldırmıştır.

Dolayısı ile solun “fikri ve örgütsel bir yenilenmeye” ihtiyacı olduğunu söylemek mümkün. Bunun ise kısa vadede hemen olabilir bir şey olmadığı gözönüne alındığında “bir biriktirme sürecine” ihtiyaç var. Fikri ve örgütsel bir biriktirmeye.


Gezi aslında aynı zamanda bu ihtiyacı da bir kez daha bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermişti. Seçimler de Gezi direnişinde başlayan süreci bir tür tamamlamış oldu. Bu tabloda hiçbir siyasal toplumsal yapının kaldığı yerden devam etmesi mümkün değildir. Yol yakınken sosyalist solun cesaretle bir yeniden yapılanma sürecine girmesi gerekli görünüyor.

Öte yandan Gezi direnişi ve seçim sonuçları yeni dönemde de sokakta ve parlamentoda eşzamanlı, birleşik ve etkin “yeni mücadele süreçleri”nin inşa edilmesi gerekliliğini gösterdir. Emekçiler ve ezilenlerin siyasal ve toplumsal hak taleplerini aşağıdan (sokakta) ve yukarıda (parlamentoda) dile getirecek, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik mücadelesini büyütecek ve nihai olarak iktidara taşımayı hedefleyecek Türkiye’deki bütün siyasal toplumsal güçleri kapsamayı hedefleyen bir “direniş ve değişim koalisyonuna” ne denli büyük bir gereksinim olduğu seçim süreci boyunca bütün yakıcılığı ile hissedildi.


Bugün bu konuda herkesin bulunduğu alanlarda, bu konudaki tereddütlerin aşılmasını sağlamaya çalışması, böylesi bir ihtiyacı dillendirmesi, siyasal ve toplumsal güçlerin, bireylerin, çevrelerin böylesi bir koalisyon oluşturulması için fikir oluşturması, evet bugün her türden gericiliğin “yeni sermaye rejiminin” istikrarı için kurmaya çalıştığı koalisyonlara karşı, olası savaş hükümetlerine karşı ezilenlerin, emekçilerin, dışlananların ve yoksulların aşağıdan “direniş ve değişim koalisyonu”nu inşa etmeye çalışmasıdır yapılması gereken.


Önümüzdeki dönemde böylesi bir “direniş ve değişim koalisyonu” mücadele içinde (hem aşağıdan hem yukarıdan) inşa edilmeli, sol ise bu süreci atak politikalarla aynı zamanda kendi inşa süreci (yeniden yapılanması) olarak da değerlendirmelidir.

*Gerek seçimlere katılım oranı gerekse de seçim sonuçları bazı kesimlerin iddia ettiği gibi seçimlerin önemsiz olduğu, seçim sonuçlarının Türkiye’de herhangi bir şeyi değiştirmeyeceği tezini tamamen çürütmüştür. Öte yandan içi boş bir sokak vurgusunun da hamasetten öteye anlam taşımadığı böylece bir kez daha ortaya çıkmış oldu.


**Kuşkusuz kurulacak olası hükümet senaryoları daha da çeşitlenebilir. Küresel ve yerel sermaye gruplarının alacakları inisiyatifin gücü oranında koalisyon ihtimalleri çeşitlenebilir. Ancak hiçbir ihtimal emekçiler ve ezilenler için bir kurtuluş anlamına gelmeyecektir.

SON GÖNDERİ