“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa asıl olan dünyayı değiştirmektir.” Marksizmin ustaları bu sözlerle devrimci değişimi, bazen yorumlamanın önüne koydular.

Oysa bugün değiştirme gayretleri bir yana, dünyayı yorumlamanın hakkı yeterince verilmiyor. Dünyayı yorumlamadan yani “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.”

Marks ve Lenin düşüncesinin parlayan kılıcı, yaşanan teorik düğümleri bir kez daha kesip atmalıdır. Bir kez daha sınıf savaşımının yolunu, aklın ışığı aydınlatacak.

Daima diyoruz.

Bilmenin ve uygulamanın, öğrenmenin ve mücadele etmenin daima süreceğini ilan ediyoruz.

İlk sayısını 2011 yılında basılı formda yayınladığımız Daima dergisini yeni iletişim koşullarına uyarladık.

Web sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda önceki iki sayımızda yayımladığımız yazılarımıza ulaşabilirsiniz. Onlar hala güncelliğini koruyor. İlk sayımızda krizi incelemiştik. İkinci sayımızda ise seçimleri ele aldık.

Bundan sonra yolumuza dosyalar hazırlayarak devam etmeyeceğiz. Hızla gelişen olayları Marksizmin ve Leninizmin ışığı altında sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Hem kuramsal boşluğu dolduracağız hem de yeni Marksist Leninist kuşakların yetiştirilmesine katkı sunacağız.

Teorinin grisini yaşamın yeşiliyle buluşturmak dileğiyle…

Daima Dergisi Yazı Kurulu

Seçimler

Duma ve Sovyetler

,
15 Ağustos 2015

1917 Ekim Devrimi rahatlıkla 20. Yüzyılın en önemli olayı olarak kutlanabilir. Tarihte bir bakıma devamı ve doruk noktası sayılabileceği Fransız devriminden daha az dikkate değer bir yer bulması olası değildir. Bu yazı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin 1905 ve 1917’ye kadar olan devrimler tarihinde Dumaların ve Sovyetlerin kısa tarihçesidir.


DUMALAR

23 Nisan 1906 günü, anayasal meşruti yönetime geçeceği yönünde verdiği söze uygun olarak Nikola, taslağı Ekim Manifestosu tarafından çizilen haklar sistemini kuracağı varsayılan Anayasa’yı kamuya ilan etti. Doğrusu, imparatorluğun çarı aslında Manifesto’da dile getirilen en küçük reformcu çabaya bile saldırmıştı. Otokrat (çarın hiç vazgeçmediği unvan), geleneksel biçimde devletin başı olarak elinde bulundurduğu, silahlı kuvvetlerin denetimi, savaşa ve dış politikaya karar verme ve hanedanın kime geçeceğini belirlemede tek yetkili olma hakkı da dahil, bütün yürütme yetkisini elden bırakmıyordu. Bakanlarının Duma’ya değil, sadece kendisine sorumlu olması da önemliydi, ayrıca Duma’nın kararlarım veto edebilir, isterse tüm Duma’yı azledebilirdi. Yine de devrimci bir canlanma umudu taşıyan Rusya’da kurulu olan bütün sosyalist partiler — Bolşevikler, Menşevikler ve SD’ler— yakın zamanda, 1906 yılının Nisan ayında yapılacak Duma seçimleri için boykot çağrısı yaptı. Fakat kitleler mutlakiyetçi çarlığın yumuşamasından medet umduğu için, boykot çağrısına karşın seçime katılım yoğun oldu. Solun yokluğunda kentli işçilerin ve orta sınıfların desteği liberal Kadetlere  kaydı. Aslında herkesin şaşırdığı şey, normalde tutucu olan köylülerin en büyük desteği sağa değil, solcu Emek Grubu’na, yani Trudoviks’e vermesiydi.

İşçi sınıfı gibi, köylüler de artık otokratların babalığı efsanesine bel bağlamıyordu; Trudoviki’ye verdiği oy, Lenin’in küçümseyen tabiriyle, bu ‘küçük mülk sahiplerinin’ gayet radikal bir şekilde davranabildiğinin açık bir göstergesiydi. İlk Duma oturumlarına kurucu meclis, toprak reformu ve kapsamlı insan hakları isteyen ısrarlı talepler damgasını vurdu. Rüzgârın tersine esmesiyle şaşkına dönen çar, 70 güne varmadan Duma’yı feshetti. Bir sonraki Duma seçimiyle yüz yüze kalan hükümet, yeni üyelerin eskilerinden daha uysal olmasını sağlamak için elinden geleni yaptı; ne ki ikinci Duma, bu sefer Sosyal Demokrat ve SD’lerin seçime katılarak temsil hakkı kazanmasıyla daha da cevval bir nitelik kazanmıştı. 1907 yılının Şubat ayında İkinci Duma toplandığında yeni bir rakiple, Sosyal Demokrat 55 Duma vekiline devlete ihanetten dava açmaya niyetli olan katı bir siyasal gericiyle karşılaştı: Başbakan Pyotr Stolypin. Ne var ki bunu yapması için Duma’nın bir şekilde onların milletvekilliği dokunulmazlığını kaldırması gerekliydi ve Duma da bunu kararlı bir şekilde reddetmişti. Böylece üç ayın sonunda İkinci Duma da dağıldı. Çileden çıkan Nikola ve bakanları bu sefer köylü ve işçi sınıfının temsiliyetini önemli ölçüde azaltan, toprak sahibi soylularınkini büyük oranda artıran bir seçim kanunu hazırlamaya karar verdi. Yeni kanunla seçilen Üçüncü Duma, Stolypin’in kısıtlayıcı yönergelerini kabul etmeye oldukça istekliydi —bu yüzden 1907’den 1912 yılına kadar olan yasal ömrünü tamamlamasına izin verildi. Stolypin kendi yönetimine, 1906 ve 1907 yıllarını kasvetli III. Aleksandr devrinden beri hem liberallerin hem radikallerin yaşadığı en baskıcı yıllara çevirerek başladı.

1905 ayaklanmasının izinden giden dağınık köylü ayaklanmalarını ve askeri isyanlan acımasızca ezdi. Duma seçimlerine katılıp katılmama konusunda ciddi iç çekişmelerden sonra, 1906 yılının boykot siyasetinden kuşku duyan Lenin, kendi grubunu tüm Duma mücadelelerinde yer almaya ikna edebildi. Duma’daki bir avuç Bolşevik milletvekili ve ağır sansür altında da olsa yasal Pravda (Gerçek) gazetesiyle Bolşevikler, ana işçi sınıfı partisi durumuna gelene kadar olağanüstü bir hızla büyümeye başladı. Binleri bulan üye sayısı yanında, Rusya’nın önemli sanayi şehirlerinde, özellikle Petersburg ve Moskova’da pek çok destekçileri vardı. 1912 yılında 60.000’den fazla işçi tarafından okunan Pravda, on bin kadar okuyucusu olan Menşeviklerin yayın orgam Lııch (Işın) gazetesinin tirajını aşmıştı. Bolşevikler yasal sendikaların ve yeni oluşan ve önemi olan devlet sigorta sistemini yürüten işçi komitelerinin çoğunda başlıca görevleri elde edebilmişti.

ERKEN SOVYET YÖNETİMİ

İmparator, Duma Komitesi’ndeki kendi adamlarıyla görüştüğünde de, daha fazla güvendiği askeri danışmanlarına sorduğunda da yandaşlarının kendisinin gidişine sevineceğini anlamıştı. Nikola’nın olayları etkileme kapasitesi öylesine azalmıştı ki, 2 Mart günü tahttan çekilmesi sanki çok sıradan bir olaydı. Küçük bir seremoniyle, çar ve ailesi Tsarskoe Selo’daki sarayda geçici ev hapsine alındı. İmparatorun tahttan çekilmesinin ardından bu çok büyük siyasal değişim dalgasını burjuvazinin ve toprak sahiplerinin denetiminin ötesinde bir radikal demokrat hükümetin kurulmasını önlemek istiyorsa, Duma Komitesi’nin, yasal sorumluluk taşıyan geçici bir hükümet kurması gerekiyordu. 1 Mart gece yarısında başlayan müzakerelerde, (başlarında Milyukov’un olduğu) Duma Komitesi delegeleriyle, (başlarında Çikheidze’nin olduğu) bir Sovyet delegasyonu bir araya gelerek, kurucu meclis toplanana kadar devleti yönetecek geçici bir hükümetin kurulması için sekiz maddelik bir program oluşturdu. Bu programı temel alan yeni hükümetin amacı, 1) bütün siyasal tutuklulara af çıkarılması; 2) konuşma, toplanma ve sendika kurma ve grev hakkını da kapsayan örgütlenme serbestliğinin güvence altına alınması; 3) ulusa, dine ve toplumsal statüye dayalı ayrıcalıkların kaldırılması; 4) kurucu meclis çağrısının hazırlanması; 5) polisin yerini seçimle işbaşına gelen milis kuvvetlerinin alması; 6) yeni yerel özyönetim birimleri için, ‘dört ayaklı’ (genel, gizli, doğrudan ve eşit) oy kullanma hakkı tanınan seçimlerin yapılması; 7) Petrograd’daki isyana askeri birliklerin silahlarını bırakmalarma ve bunların cepheye gönderilmesine engel olunması; ve son olarak 8) görev başında olmayan bütün askerlere sivillerin sahip olduğu özgürlüklerden yararlanma hakkı verilmesi.

Sonunda Milyukov, öngörülen hükümet için gereken bakanlar kurulu listesini hazırlamıştı. Bütün bu önlemler halkın katılımı olmadan alınmıştı —aslında bunlar devrimle bağdaşmayan şeylerdi. Milyukov’un artık bir şekilde mevcut Geçici Hükümet’in varlığı için halkın rızasını aldığını göstermesi gerekiyordu. Stratejisi basitti. Kimliği belli olmayan bir ‘halk’ kitlesi, (Menşevik Entemasyonalist Nikolav Sukhanov’un daha sonra belirttiği gibi) ‘bilgi edinme amacıyla’ Tauride Sarayı’nın Katarina Salonu’na toplanmıştı.
   
Fabrika Komiteleri

Monarşinin devrilmesinin ardından ortaya çıkan çok çeşitli halk örgütlenmeleri fabrika, mahalle, askeri ve köylü komiteleri, konseyleri, sendikaları ve kooperatifleri içinde işçiler, askerler, denizciler ve köylüler baş döndürücü yeni bir toplumsal ve ekonomik gerçeklik yaratarak, Rus toplumunun kurumsal yapısını yeniden oluşturdular. Siyasal olarak yerel, bölgesel ve tüm Rusya çapında kongreler ve konferanslar halinde toplanan bu oluşum, özyönetim bakımından sadece 1793 yılındaki Fransa’nın devrimci seksiyonlarıyla karşılaştırabilirdi. Özellikle fabrika komitelerinin sanayi şehirleri üzerinde büyük ekonomik denetim sağlamaya başlaması, proletaryayı hızla siyasallaştırıyor ve radikalleştiriyordu. Hiç şüphesiz fabrika komitelerinin geçmişi Şubat Devrimi’nden çok öncesine dayanıyordu. Köylüler iş bulmak için şehirlere gelirken, köyde işlerine çok yarayan kökleşmiş ortak karar alma değerlerini de beraberinde getirmişti, güçlü bir işbirliği ve karşılıklı yardım ruhu, hünerli köylüler ve ‘işçi tulumu giymiş köylüler’ tarafından şehirlere taşınmıştı. Şubat Devrimi’nden sonra bu işbirliği geleneği kendi formel dışavurumunu, Şubat Devrimi’nden sonra fabrika ortamında giderek kontrolü ele geçiren ve genellikle çalışma saatlerinin uzunluğunu, ücret tarifesini, hatta sanayinin verimini de belirleyen fabrika komitelerinde buldu.. Fabrika komiteleri genellikle bir işletmedeki en militan işçilerden oluşuyordu. Çalışma grubu yahut devrimci partilerin içinden yahut onlarla bağı olan, bir fabrikadaki siyasal olarak en bilgili deyim yerindeyse, ‘fikri’ olan bu işçiler, işçi-aydın olarak bilinirdi. Onlar, atölyede kendi çıkarları adına konuşsunlar diye iş arkadaşları tarafından seçilen, grev esnasında ön saflarda mücadele edip grev komitelerinin sözcülüğünü üstlenen işçilerdi.

Ayrıca, grevleri gerçek ayaklanmalara taşıyan gayri resmi liderlerdi. Daha istekli fabrika komiteleri genellikle bütün fabrika çalışanlarının gözü önünde toplanır, bu nedenle kimi zaman komiteden çok işçi meclisi gibi görünürlerdi. 1917 yılının ilk aylarında komite üyeleri çoğu durumda özel siyasal ilişkileri nedeniyle değil, işçiler arasında kazandıkları saygınlık nedeniyle seçiliyordu. Parti ilişkisi olmayan üyelerin komite toplantısını Bolşevik bir başkan yönetebilirdi. Örneğin, Putilov fabrikasının merkez organının Bolşevik bir başkanı vardı ama çoğunluk örgütlerle bağı olmayan üyelerden oluşuyordu. Bunun dışında, işçiler belli bir siyasi ilişkisi olan komite üyelerini o partinin programına aşina olduğu için değil, isminin kendi duygularına hitap etmesi yüzünden seçerdi. Örneğin Keep, Obukhov silah fabrikasının işçilerinin Devrimci Sosyalist ismini muhtemelen, ‘sadece bu partinin ismi kendi ideallerine uygun göründüğü için’ benimsediğini belirtir. İdeolojik olarak Bolşeviklere yakın olan fabrikaların işçilerinin, seçtiği komitelerin çoğunluğu yine de genellikle ağırdan alan tutumlarına itirazları olsa bile Menşevik ve Devrimci Sosyalist partilerden olurdu. 1917 yılının yazından önce işçiler fabrika komitesi üyelerini siyasal ilişkilerine göre seçmezdi. O zamana kadar Menşevik ve SD kontrolündeki Yürütme Komitesi’nin demokratik olmayan tutumlarının güçlendirdiği Bolşevik propaganda, sosyalist partiler arasındaki siyasal farkları oldukça açık hale getirmiş, bunun sonucunda parti bağı fabrika komite seçimlerinde esas belirleyici konu haline gelmişti. Fabrika komiteleri aslında Petrograd’da bilinçli bir şekilde Bolşevikleri çoğunluk olarak seçen ilk organlardı; Nisan ayında 1886 yılında kurulmuş olan Elektrik Şirketi, 1230 oyun 673’ünü alarak Bolşeviklerin kontrolünde bir komite oluşturdu. Kaçınılmaz olarak, Petrograd’daki pek çok fabrika komitesi kurumsal olarak birlikte çalışmanın yolunu aradı ve  1917 yılının ilkbaharında Putilov işçileri şehir çapında bir konferans çağrısında bulundu.

O zamanlar belki de Petrograd’daki fabrika komitelerinde en güçlü etkiye sahip olan Bolşeviklerdi; gerçekten, ‘Birinci Petrograd ve Çevresi Fabrika Komiteleri Konferansı’na önayak olanlar’ onlardı. Bu konferans 30 Mayıs ile 3 Haziran günleri arasında, Menşevik-SD Sovyetlerinin kalesi olan Tauride Sarayı’nda yapılmıştı. Yarıya yakım metalürji fabrikalarından gelen, yaklaşık 570 delege katılmıştı. Temsil sistemine göre bin ve daha az işçisi olan işletmelerin fabrika komitelerinden bir, bin ila on bin işçisi olan işletmelerin fabrika komitelerinden iki, on binden fazla işçisi olanlardan üç delege katılıyordu. Bazı konuşmacılar işçilerin üretim sürecindeki kontrolünü sosyalist üretim için bir hazırlık olarak yüceltiyor ve burjuvaziyle mücadelede fabrika komitelerinin rolünün altını çiziyordu. İşçilerin üretim süreci üzerindeki denetimini kaotik ve ayrıntıya takılmak olarak gören Menşevikler farklı bir görüş sergiledi: Menşevik Skobelev, ‘sanayinin düzenlenmesi ve denetimi belli bir sınıfın işi değildir’ diyerek, delegeleri idareyle işbirliği yapmaya davet etti. Buna rağmen delegeler Menşeviklerin görüşünü 128’e karşı 230 oyla reddetti. Konferansın ikinci günü, (artık Rusya’ya dönmüş olan) Lenin, Menşevikleri işçilerin denetim sağlamasını engellemeye çalışmakla suçladı. Bu cümle açıkça herkesi şaşırttı: sonuç olarak, Keep, ‘oradaki anarşistlerin ve sendikalistlerin Lenin’in kendi görüşlerine geldiğim düşünmesi bağışlanabilir’ diye belirtir. Konferansın kapanışında, başkanı Bolşevik olan 25 kişilik resmi bir Petrograd Fabrika Komiteleri Merkez Komitesi (PFK-MK) kuruldu.


SOVYET İKTİDARI


Petrograd Sovyeti’nin Yürütme Komitesi, Devrim’le birlikte Rusya’da hiçbir otoritenin olmadığı bir güce sahip oldu. İşçiler arkasındaydı ve gerekli gördüğü bütün eylemlerde ona destek vermeye hazırdı ve özellikle toprağın dağıtılacağı sözünü verdikten sonra Rus köylüleri de kısa süre içinde bu önderliğin peşinden gitti. Sovyet’in Menşevik liderleri Sovyet’i devlete dönüştürmeye alenen isteksiz olmasına rağmen Menşevik dogma bu görevi açık bir şekilde ‘devrimci burjuvaziye’ havale etmişti somut koşullar ve halk ittifakı kısa süre içinde Sovyet’i devlet iktidarı şeklinde işlemeye zorladı. Yürütme Komitesi, tam anlamıyla burjuva bir hükümete uygun olan işleri kotarmak için komisyonlar kurarak bir devlet gibi işlemeye başladı.


Komitenin 27 Şubat günü yapılan oturumunda, Bolşeviklerin temsil oranının  düşük olmasından rahatsız olan Şliapnikov, şehirdeki her sosyalist partinin Sovyet’in yürütme organına iki temsilci atamasını önerdi. Onun bu hareketi onaylanınca, ertesi sabah Yürütme Komitesi toplandığında üyelerine, iki Devrimci Sosyalist (Zenzinov ve Sviatitski), iki Bolşevik (Molotov ve Şutko), bir de mezhrayont (Yurenov) eklenmişti. Ama aynı zamanda sağ kanattan yeni sosyalistler de katılmıştı: iki Trudovik (Bramson ve Çaykovski), sağ kanattan iki Sosyalist Halk Partisi üyesi (Peşekhonov ve Çemoluski), iki Yahudi Bundist (Ehrilç ve Rafes) ve iki yeni Menşevik (Bogdanov ve Batruski). Bu yeni eklenen üyelerin çoğu Bolşeviklere ve mezhrayontsilere düşmandı. Bu yüzden Şliapnikov’un hareketinin açık etkisi, Menşeviklerin liberal burjuvaziyle işbirliği politikasını besleyerek, istemeden de olsa Yürütme Komitesi’ni öncekinden daha sağa kaydırmak oldu. Toplumsal bağlılıkların oluşmasında gelenek ve teamüller de önemli rol oynadı. Kitlelerin edinmiş olduğu isyancı ruh dikkate alındığında Sovyet genel kurulu, Yürütme Komitesi’nin kapitalistlerle çok yakın işbirliği yapmasına izin veremezdi. Bu yüzden Petrograd Sovyeti’nin Geçici Hükümet karşısında kendi iktidarım açıklamasının zamanı geldiğinde, Yürütme Komitesi’nin üyeleri siyasal şizofreni yaşadı. 1 Mart günü, Marksist öğreti doğrultusunda, beklendiği gibi Geçici Hükümet’e katılmama yönünde (13’e 8) oy kullanıldı ve 2 Mart günü Sovyet, ‘[resmi] hükümet karşısında’, yani Bolşevik bir konum olan, ‘devrimci demokrasinin denetim organı’ olarak işlev görmeyi benimsedi.Dolayısıyla da hükümete sadece ‘koşullu destek’ olmayı kabul etti —bundan sonraki aylar içinde hükümet karşısında Sovyet’i dizginleyen bir formüldü bu. Bu arada, 28 Şubat günü Geçici Hükümet, Kadet bakan Rodzianko’nun imzasıyla isyan birliklerinin kışlalarına dönmesini ve eski subaylarının emri altına girmelerim buyuran bir talimat yayınladı. Askerlerin sadece çarlık rejimine değil, aynı zamanda eski askeri hiyerarşiye karşı da ayaklandığının ve disiplinle ilgili otoriteyi subayların temsil ettiğinin anlaşılması gerekiyordu. Rodzianko’nun talimatının yayınlandığı gün ayaklanma kesinlikle sona ermişti; başkentte silahlı çatışmalar hâlâ sürüyordu. Devrimci askerlerin talimata uyup kışlalarına dönmeleri halinde, eski subaylarının onların elinden silahlanın alıp misillemede bulunacağını düşünmeleri için çok haklı nedenleri vardı. Rodzianko’nun böyle bir talimat yayınlamaya cüret etmesi işçilerle askerler arasında kaygı ve şaşkınlık yaratmıştı. Sovyet genel kurul oturumunda talimat şiddetle kınandı, hatta Rodzianko’nun tutuklanması talep edildi. İsyancı askerler kendi adlarına konuyu üstlenerek kendi komutanlanm kendileri seçti. Moskova Alayı şüpheli subaylan tutuklayıp hapis cezası almaları için Tauride Sarayı’na getirecek kadar ileri gitti. Bu yüzden Rodzianko’nun talimatının nihai etkisi, gönülsüz askerleri Sovyet’e delege seçmeye ikna etmek, bir önceki günkü işçilerin ardından, orada mağduriyetlerini dile getirmek, Sovyet’i başkentteki tek silahlı halk gücü durumuna getirmek oldu.


PETROGRAD BOLŞEVİKLERİ


Devrim sırasında Rus halkını kendi yanlarına çekmek için birbiriyle yarışan bir dizi örgüt, kurum ve program kalabalığının arasmda bir soru, diğerlerini gölgede bırakacak şekilde ön plana çıkıyordu: Eski monarşi sistemi ve onun devamı Geçici Hükümet’in yerini nasıl bir toplumsal düzen almalıydı? Pek çok liberalin umduğu gibi serbest piyasa kapitalizmi mi? Pek çok aydın ve işçinin tarihin ‘son aşaması’ olarak gördüğü Marxçı sosyalizm mi? Yoksa marjinal tabakanın ve estetlerin arzuladığı gibi şu ya da bu türden bir anarşi mi? Yaklaşık bir yıllık süre içinde bu toplumsal ideallerin ve bunlara uygun düşen örgütsel biçimlerin tarihsel geçerliliği sınamaya tabi tutulmuştu. Rus Devrimi’nde, damşma organından çok kitle toplantılarına benzeyen gösteri, isyan ve sonu gelmeyen konferanslarda, Rusya’ya ait birkaç özgün seçenekle birlikte, 1789-1914 yılları arasında ortaya çıkan bütün radikal düşünceler ve tasarılar, Rusya’nın sallantıdaki yarı feodal toplumsal sisteminin yerini hangisinin alacağına karar vermek üzere, masaya yatırılarak sonuç alana kadar incelendi. 1917 yılının başında Bolşevik Parti, 1914 yılında sahip olduğu görece önemli işçi partisi konumundan, büyük oranda savaşın başladığı sıralarda uğradığı ağır baskı yüzünden, görece önemsiz bir konuma gerilemişti. Şubat Devrimi’ni hemen izleyen günlerde yasal bir oluşum olarak ortaya çıkmasına rağmen üye sayısı en düşük noktaya inmişti. Petrograd’daki 2000 üyesiyle, Devrim’in yarattığı bütün devrimci kurumların en küçüğüydü. Bolşeviklerin bu başarısız görüntüsü onları Menşeviklerin başarısız bir kuzeni gibi gösteriyordu. Duma’da ve yasal işçi kuruluşlarında dikkate değer bir varlığı olan Menşeviklerin tersine, Bolşeviklerin önemli liderleri hâlâ Sibirya’da yahut yurtdışında sürgündeydi. Petrograd’ın Viborg ve Kronştadt deniz üssünü oluşturan adalar gibi mahallelerinde Bolşeviklerin canlı bir varlığı vardı, fakat başkentteki militanların çoğu ya onları tanımıyor yahut Menşeviklerle karıştırıyordu. Gerçekten de Petrograd Bolşevikleri kendilerinin savaş karşıtı diğer rejim muhalifleriyle karıştırılmasının sıkıntıların] sık sık yaşadı.

Şubat Devrimi’nin, kapitalist sınıfın ekonomiyi yönettiği ve ülkenin teknolojik gelişmesini hızlandırdığı uzun bir toplumsal değişme döneminin öncüsü olduğu konusunda Menşeviklerle anlaşırken, parlamenter bir cumhuriyet kurmadan ve yeniden paylaşıma açılacak köy toprak sistemin, özel mülkiyet ve geniş makineli çiftliklerle değiştirmeden, (Lenin’in ısrar ettiği gibi) ‘proletarya ve yoksul köylü sınıfının diktatörlüğü’ marifetiyle bunun nasıl yapılacağını anlamak kolay değildi. Bolşevikler, Menşeviklerden esas alarak kendilerini işçi sınıfı partilerinin en radikali olarak görmesiyle ayrılıyordu. Kendilerinin kabul ettiği kadarıyla, görevleri işçi ve topraksız köylülerin iktidarını olabildiğince genişletip, sosyalist bir toplum için teknolojik ön koşulları sağlayarak mümkün olan en demokratik rejimi yaratmaya çalışmakta. Bu hedeflere ulaşıldığı zaman, kapitalizmi yıkmaya ve proletarya diktatörlüğünü yani burjuva sanayisinin gelişiminin görece genişlemesiyle ortaya çıkan proleter çoğunluğun yönetimini kurmaya yaklaşmış olacaklardı.

1917 yılının Şubat Devrimi aynı zamanda ne Marx’ın ne Lenin’in ne de başka bir sosyalist teorisyenin öngörebildiği bir fenomeni ortaya çıkan ikili iktidarı yarattı. Rus toplumunu yönetmesi için burjuva cumhuriyetine ek olarak Şubat, sovyetlerde cisimleşen, diğer kurumların (fabrika komitelerinin, mahalle ve mahalleler arası sovyet federasyonlarının ve geniş bir halk komiteleri sisteminin) desteklediği bir ‘proleter-köylü’ hükümet yaratmıştı. Rusya’da işler bir halk sosyalizmi kurmak için gerekli olan kurumlar esas olarak mevcuttu. Şubat Devrimi’nin ardından sovyetler öylesine güçlüydü ki, Geçici Hükümet’in sınırlı otoritesini geçersiz kılmak için tek yapması gereken Rusya’nın resmi hükümetinin kendisi olduğunu açıklamaktı. Artık Lenin konvansiyonel Marksizmin kutsal öğretilerini altüst etmenin bile ilerisine geçmişti: bütün iktidarın sovyetlere bırakılmasını, yahut 1871 yılındaki Paris isyanın anısına saygıdan hareketle bir ‘Komün Devleti’nin kurulmasını talep ediyordu. Lenin’in bir zamanlar isyancı hareketlenmenin olası bir aracı olarak gördüğü sovyetleri, artık yeni ‘Komün devletini’ biçimlendirecek kurumlar olarak görüyordu. Rusya’ya geldikten sadece iki gün sonra, ‘İkili İktidar’ adını verdiği bir makalede, ‘Komün devletinin’, halk iktidarının en büyük kaynağı olan sovyetlere dayanması gerektiğini açıklamıştı:

[Bunun] en temel özellikleri şunlardır:

1) İktidarın kaynağı önce tartışılıp sonra parlamentodan geçen bir kanun değildir, kendi yerelliğindeki, alttan gelen kitlelerin doğrudan inisiyatifidir halkın deyişiyle, doğrudan ‘ele geçirmesidir’;

2) Halktan kopuk ve halka karşı olan polisin ve ordunun yerine doğrudan tüm halkın silahlandırılması; böyle bir iktidarın altındaki devlette düzen bizzat silahlı işçi ve köylüler tarafından, silahlı halkın kendisi tarafından sağlanır;


3) Memur ve bürokratlar doğrudan halkın kararıyla ya azledilecek yahut en azından özel denetim altında tutulacak; bunlar sadece seçilmiş memur haline gelmekle kalmayacak, aynı zamanda halkın tek talebiyle görevden alınabilecektir; bu memurlar düz birer aracı konumuna indirgenmişlerdir. (…) ve emeklerinin karşılığını usta bir işçininkini aşmayan bir maaşla alırlar.

İlk bakışta bu program kolayca özgürlükçü bir sosyalizm biçimini yansıyor gibi görünebilir. Yeni yönetim biçimi, ‘temsilcileri’ halkın ‘doğrudan aracısı’ olan ‘halkın doğrudan karar almaya’ dayanacaktır. Eskiden Lenin’in ‘proletarya ve köylü diktatörlüğü’ anlayışına şiddetle karşı olan Petrograd’daki pek çok anarşist bunları duyunca Lenin’in görüşünü kendilerininkine oldukça uygun bir şekilde değiştirdiğine ve Bolşevikler devleti ele geçirir geçirmez Lenin’in niyetinin onu ortadan kaldırmak olduğuna ikna oldular. Nisan Tezleri’nin bir sonucu olarak anarşistler artık Lenin’le yeni bir dayanışma ihtiyacı duymalarına karşın, kendi partisinin önde gelenleri çoğunlukla şaşkınlık içindeydi. Özellikle Kamenev bunu kesinlikle Marksist öğretinin dışına çıkmak olarak gördü. Daha yeni, Birinci Tüm Rusya Sovyetleri  konferansında Geçici Hükümet’i yadsımak yerine, sovyet aygıtı aracılığıyla hükümet üzerinde sıkı bir kontrol kurmak için oy veren Bolşevikler zor durumda kalmıştı. Bununla beraber Bolşevik liderler Lenin’le tartışmak yerine, onun söylediklerini nazikçe karşıladılar; sonra da aceleyle çıkıp hâlâ birleşmeyi tartışmak için bekleyen Menşeviklerle toplanmaya gittiler. Gözardı etmemek gerekir, Lenin de onlarla gitti ve toplantıda tezlerini Menşeviklere de anlattı. Menşevikler Lenin’in söylediklerini tepkiyle karşıladılar. Rusya’yı ‘burjuva demokratik’ aşamadan bağışık tutarak sadece tarihsel açıdan abes bir politika ileri sürmekle kalmadığını, Marksizmin kendisini de inkar ettiğini söylediler. Gerçekten de Lenin’in Nisan Tezleri bizzat kendi partisinin üyeleri arasında çok büyük bir şaşkınlık ve öfke uyandırmıştı. Salonda gezinip duran Sukhanov, Lenin’in neredeyse tek Şliapnikov’un ona destek olduğunu belirtmiştir. Menşevizme doğru kayan bir Bolşevik olan I. Goldenberg alaycı bir şekilde şöyle bağırmıştı: ‘Lenin şimdi de kendini otuz yıldır boş olan bir Avrupa tahtına aday gösteriyor Bakunin’in tahtına!’ İroniktir, Goldberg’in tanımlaması hiç de yanlış değildi.

Parlamenter bir devlet yerine, ‘Tüm iktidar sovyetlere!’ talebinde bulunan Lenin, Viborg ve diğer mahalle komitelerindeki militan işçilerin görüşünü benimsemiş oluyordu. Aldığı hasmane karşılık Lenin’i yine de yıldırmamıştı. Tezlerini sunduktan hemen sonra dört elle Bolşevikleri bunların geçerli olduğuna ikna etmeye uğraştı. Bu zorlu bir mücadeleydi: 8 Nisan günü Petersburg Komitesi tezleri reddetme yönünde (2’ye karşı 13) oy kullandı. Ancak Lenin’in ikna yeteneği hayranlık uyandırıcıydı. Tezleri desteklediğini ilk açıklayan Petrograd mahalle komiteleri partinin sıradan üyelere en yakın kuruluşları oldu; partinin daha üst komiteleri eninde sonunda tek tek aynı şeyi yaptı.


14 Nisan günü sonunda parti, tezleri kabul etme yönünde oy kullandı; Petrograd’da 24-29 Nisan günlerinde toplanan Yedinci Bolşevik Tüm Rusya Konferansında delegelerin çoğunluğu, Lenin’in Geçici Hükümet’i reddetme çağrısını onayladı. Sonuç olarak Bolşevikler, politikalarının temel bir ifadesi olarak bu tezleri, ‘Tüm iktidar sovyetlere!’ sloganıyla birlikte benimsemiş oldu.

SON GÖNDERİ